Kayıtlar

Varoluşun Sonsuz Dalgası / Halil Çamay

Resim
  Resim : Münevver Kısacık Bir gülüşte varlığın özü saklanabilir mi? Ama bu gülüş, sıradan bir tebessüm değil; zamanın, mekânın ve tüm varlıkların özünü bir an içinde saklamış bir çağrı! Her şey bir gülüşle başladı. Ama o gülüş, basit bir tebessüm değildi; varoluşun sırlarını bir dalgaya saklamış gibiydi. Zaman, o anla birlikte büküldü; mekân, anlamını yitirdi. O gülüşte, akıl ve duygu arasında bir denge kurmaya çalıştım. Ama o denge, her an yıkılmaya hazır bir kule gibiydi. Yine de o kulede yaşadım; çünkü hayatın anlamı, tam da bu dengeyi arama çabasında saklıydı. İnsan bir bakışta tüm yaşamını sorgulayabilir mi? Yoksa bu sadece bir yanılsamanın daha yoğun bir yanı mı? Gözlerinde gördüğüm şey yalnızca güzellik değil; o bakışlarda hayatın tüm karmaşası, çelişkileri ve anlam arayışı gizliydi. Aşk, işte bu karmaşayı kabul etme ve onun içinde bir yol bulma çabasıydı. Hakikat insana doğrudan gelmez der sufistler, hakikat, arayışın içinde saklıdır. Yolculuk, insanın kendini aşma çabasıd...

Yeryüzü Eşiği’nde geçmiş ve şimdi / Halil Çamay

Resim
    Uzun yıllardır dizelerinden tanıdığım, sesini dizelerinden duyduğum bir şiir yolcusu Aydanur saraç. MediaKitap tarafından yayınlanan “Yeryüzü Eşiği” adlı son kitabı şairin, “Sonra Güller Kırmızı” ve “Mesafeler “ den sonra yayımladığı üçüncü şiir kitabı. Okur, Saraç’ın şiir yolculuğuna, gerek ilk iki kitabı aracılığıyla, gerekse edebiyat dergilerinden ve diğer yayınlardan tanıklık etmiş olsa da,   “Yeryüzü Eşiği”nde   sesini derinden soluyan bir şairle karşılaşacak. Kullandığı dil, dile yoğunlukla yansıyan metafor, dizelerdeki ses ve sözcük tekrarları şiirlerin derinliğini, çarpıcılığını öne çıkarıyor. Bunu yaparken de çok incelikli, dingin bir anlatımla okura ulaştırıyor şair “Yeryüzü Eşiği”ni.   “… göğün şemsiyesi korkunç bir zırhla kaplı suyunu yitirmiş hücreler düşüyor bilgi sözlüğünden, paslı bir makina gibi ötüyor hayat, eski güne kayıtlı bu evde ölüler şehrini kurarken mermerciler …”   “Dünyanın tuzu”(S,55) . Her bir şiirin başlığı kaldı...

Diyalektiğin hüzün hali

Resim
                  fotoğraf : Asiye kalpaklı Yıllar önce büyük bir çılgınlıkla terk ettiğim bu kente; yıllar sonra daha büyük bir çılgınlığın esaretinden kurtulup, döndüğümde titredi yüreğim. Bir dostun sıcaklığıyla karşıladı beni kent. Ve eski bir dostun şifreli kapı çalışlarını anımsar gibi anımsattı yüreğimde bir zamanlar var olduğunu. Devrimsizlik sohbetleri ederken bir dostumun mekânında, mekânın önünden şen kahkahalarıyla geçerken gördüm onu ilk defa ve yıllar sonra titreyiverdi nasırlı yüreğim. Tanımam gereken biri olduğunu öğrendim ve genç, çılgın günlerimizin puslu hatıralarından hüzünlü bir güzellik çıkarttım: Genç ve hüzünlü… Ve de Atilla ilhanın şiirinden bir dize “… Hayırsızın biri idi kanımca…” Yıllar hüzünlere hüzün mü ekler hep? Diyorum. Bu da yılların diyalektiği diyor arkadaşım. Diyalektiğin hüzün baz hali… “keşke bütün kahkahalar gerçek olsa diyorum…” çocukça. “yenilen biz olduk” diyor dostum, “yanılanda, yıkıntıl...

Rüyalarım Okra Sarı

Resim
                                           Resim: Irmak Bahçeci Uzaklardan bir yerlerden özgür aşk iklimlerinin kokusunu getiriyor rüzgâr. Proleter çığlıkları kadar hâki, ülkemin ekonomik aşk gerçeği kadar sahi… -Hey barmen! Ateşli sanrılarla bir aşk hali içerisindeyim. Yıkıntıyım, viraneyim, hasarlıyım. Zamanımın çoğunu yatakta geçiriyor, düş yolculuklarına çıkıyor, insanlardan kaçıyorum. Hayat eski hayat değil. Gün eskisi gibi doğmuyor. Dönüp geldiğim baba ocağı bile bir başka tütüyor. İstasyon, sokaklar… Bir yabancıyım. Kendi şehrime de, doğduğum bu eve de... İnsanlardan korkuyorum. Birilerinin bana herhangi bir vesile ile hitap etme ihtimali bile karnıma ağrılar girmesine neden olduğu için, odamdan çıkmıyorum. Odamdan… Önceden benim, şimdi kardeşimin olan oda… Her şey bana yabancı artık, kendim bile… Bir aşkın yıkıntıları arasından kendimi sürükleyip getirdiğim bu baba e...

Seken Zaman

Resim
Resim: Deniz karakurt Öykü: Halil çamay “Hatırlar mısın, ben Karşıyaka vapuru ile geliyordum, sen Konak İskelesi’nde bekliyordun? Üzerinde sabah seçtiğimiz o mavi elbise vardı. Vapur iskeleye yaklaştıkça yüzün beliriyordu. Vapurun iskeleye daha yavaş yanaşması için dua ediyordum. Her salise sanki biraz daha aydınlanıyordu yüzün. Sanki vapur iskeleye değil de, güneş sana yaklaşıyordu. Ben vapurdan indiğimde sen salt bir ışık kesilmiştin. Elimdeki koliyi yere bıraktım ve sımsıkı sarıldık birbirimize. Sanki birkaç saat önce ayrılmamışız da yıllarca hasret kalmışız gibi.” Bir bahar günüydü, İzmir’di. Her yer İzmir’e kesmişti, hava ılıktı. Bir kitapçıda oturuyordum, kitaplar İzmir’di. Dükkân kitap kokuyordu, o geldi. Öylece geliverdi işte. Bir yaz gibi değil, bir kış gibi değil, bir insan nasıl gelirse o da öyle geldi. Ben kendimden gittim. Kapıdan giriverdi birdenbire sanki ışıklar da geldi. O geldi ben gittim. Bedenim oradaydı aklım gitti. Aklım nereye gittiyse onu da alıp gitti.  K...

Tabibe Hanım

Resim
  Öykü: Halil Çamay Resim: Deniz KARAKURT Evet, ama bilincine varmak insanın canını yakıyor! Lawrence Durrel  “Bizim gibi insanlar evlenmemeliymiş dostum!” diyen bir mektup aldım Tabibe Hanım. Demir kapının aralığındaki küçücük mazgaldan, kapkara ve resmi bir elden uzanan, dostluğu korkuya şikâyeti mazerete dayalı bir mektup. Parlak bir zarf, özensiz satırlar ve baştan savma cümleler… Demir parmaklıkların arkasında, demir parmaklıklardan da soğuk ve duygusuz bir mektup… “Bizim gibi insanlar…” Ne kadar kolay “bizim gibi” demek, öyle değil mi Tabibe Hanım? Oysa heyecan ve düş kırıklıklarıyla dolu bir yaşam demektir “bizim gibi” olmak. Aslında günlük yaşam içerisinde değerlendirdiğimizde “bizim gibi” olmak diye bir şey yoktur Tabibe Hanım. Bu, doğumla gelen bir tür lanettir. “Nedir bunun literatürdeki adı?” diye sorarsa o güzel ağzın, genel tabiriyle “serserilik” diyebiliriz. İçten içe gıpta etseler de bize statik yaşam içerisinde “normal” diye nitelenen insanlar, onlara pek...

Allianoi

Resim
  Tanrılara sunulmuş kutsal bakire gibi Kurbanlığına bir adım daha yaklaşıyor her gün suların ve ateşin, sunakların ve tellakların... gün görmemişlerin yüzü suyu hürmetine  su dökünenlerin kalesi... Allianoi Şimdi kurtarmak için taştan bedenini orta-çağ zihniyetlerinin elinden tıbbiyenin su sesi yok olmasın diyen Sokrates'in torunlarının avuçlarında gözyaşları gözleri yaşlara, yaşları sellere, selleri barajlara akıttığı yerde gömülen anılarla bir... Allianoi... sıcak ve şifalı taştan oyma bir tanrıça... Allianoi... seni kutsamak için gelen suların selamını getirdiği yaşlı bilgeler var  Allianoi... 'Ben aklın sesiyim“ diyor orta-çağ karanlığında bir kadın Çarmıhtan sesleniyor, Cadı... Çatırdayan alevler yutamıyor haykırışlarını 'Filozof’iyim, Bilgiye inanırım, Korkun bilgiden ve bilgiyi sevenlerden' Kahkahası tüm çağlarda yükseliyor Bedenini ateşe veren karanlığın içinden...   Gökdelenleri holdingleri sular altında bırakmayanlar...